Kategori ve Raf Yönetimi

Kategori ve Raf Yönetimi

Günümüzde Perakendecilik açısından kategori yönetimi, satış noktaları tarafından, ürünün satışa sunulduğu alanın, ciro, devir hızı ve karlılık performansını arttırmak amacıyla kullanılan bir tekniktir. Kategori ve raf yönetimi, hangi ürünlerin “doğru” satın alma ile satışa sunulacağı, ne kadar stok taşınacağı ve ürünlerin fiyatlama, sunum ve de alan kullanımını kapsamaktadır. Promosyon zamanlaması ile birlikte projelendirilen bu çalışmanın, hangi “Değerli” alanda satışa sunulacağının bilimsel çalışmasıdır. Ürünlerimizin tüketici ile buluşma noktası olan satış noktalarının, tedarikçi ve tedarik eden için özel bir proje ve planlama ile yönetilmesi gerekmektedir. Bu noktalar, ürünün “kendini” tanıtacağı ve satın alma kararını verdireceği, Raf, Stand, Gondol, Sepet veya farklı değerli alanlardır. Bu alanları iyi yönetemediğimizde, hiçbir ürün hedeflediğimiz satış potansiyeline ulaşamaz. Kategori yönetimi, tüketici ihtiyaçlarını daha iyi karşılamak, satış ve kar amaçlarına ulaşmak için ürünleri stratejik işletme birimleri olarak belirli kategorilere ayıran bir perakende iş yönetim sürecidir. Her bir ürün kategorisinin ayrı birer stratejik işletme birimi olarak yönetilmesidir.

Duygu ve Mantık

Mantıklı mı düşünüyoruz, yoksa Duygularımızla mı karar veriyoruz..?

Duygu ve Mantıkİş ve özel yaşamımızda bize yön veren, başarı veya başarısızlığın “tecrübe” olgunluğunu bize gösteren ve aynı zamanda kimliğimizi kazandıran bir tercihtir Duygu ve Mantık. Ama en önemlisi, “yaşam” yolumuzda bize ve çevremize kimlik yüklemesi yapandır. Tüm çevremiz, bu yansımanın karşılığı olarak bize karşılık verir. Başarı veya başarısızlık bu yansımanın “bize” dönüştürülmüş ürünüdür. Bu nedenle, her iki yolu da kullanmalıyız ama, dengeleri bozmamalıyız.

Siz ne olduğunuzu düşünüyorsanız..,o’sunuz !

thoughtsHiç dikkat ettiniz mi..? Kişiler karşılaştıkları kişilere farklı farklı davranış gösterirler. Bazılarına saygılı ve mesafeli, bazılarına samimi, bazılarına önemli, bazılarına da önemsizmiş gibi, bazılarının söylediklerini dikkate alır, bazılarınınkine ise aldırış bile etmezler. Örnekleri çoğaltabiliriz. İzleyin ve daha yakından gözlemleyin. En saygı duyulanın en başarılı olan olduğunu görmemiz pek uzun sürmez. Böyle davranmamızın sebebi nedir sizce? Tek kelime ile açıklanabilir; Düşünce. Böyle olmasını sağlayan düşünmedir. Diğer kişiler bizde, biz kendimizde ne görüyorsak onu görür. Hangi yaklaşıma layık olduğumuzu hissediyorsak ve düşünüyorsak, çevremizdekiler bizi ona layık görür ve davranırlar. Böyle olmasını sağlayan düşünmedir. Çünkü düşünme, davranışlarımızı düzenler ve karşı algıya bir ayna tutar. Kendini önemli görmeyen veya önemsemeyen kişi, karşı algı içinde önemli biri değildir. Düşünme biçimimiz, hareket biçimimizi, hareket biçimimiz ise, çevremizdekilerin bize verecekleri tepkiyi belirler. Özel yaşamımızda, işimizde ve çevremizde saygı görmek ve de önemsenmek istiyorsak, öyle olduğumuzu hissetmeliyiz ve düşünmeliyiz. O halde, düşüncelerimiz fiziksel görüntümüzün bir ürünü olarak ilk önce, giyimimize ve dış görüntümüze yansımalıdır. Giyim ve imajı cesaretinizi arttırmak, güven duygusu yaratmak için bir araç olarak kullanın. Çünkü fiziksel görüntümüz, ruhsal ve zihinsel görüntümüzü etkiler. Başkalarının bizi algılamasında önemli rol oynar. Görüntümüz bizimle konuşur. Ama en önemlisi, başkalarıyla da konuşur. İşimizin önemli olduğunu düşünürsek, işimiz de bizim önemli olduğunu düşünür. İşimize olan saygımız, performansımızı, performansımız ise, başarımızı sağlar. İşimize olan yaklaşımımız, birlikte çalıştığımız ekip arkadaşlarımızın da bize ve işimize yaklaşımını belirler. Ama tüm bunları yaparken,  düşüncelerimizin içine coşkuyu koymayı unutmayalım. Düşüncemizde coşku olursa, eylem ve davranışlarımız da coşkulu olacaktır. Coşkulu ve olumlu düşüncelerimizi yaşamımızın her anında olmasını sağlayalım ki, sıradan “yarı ölü” insanlar olmayalım. Düşüncelerimizin haklılığını savunalım ama haklı olduğumuzu göstermeye çaba göstermeyelim. Çünkü kişiler, düşüncelerinin sonucu olan tutum ve davranışlarını haklı göstermeye çalıştıkça ve her şeyin en iyisini yapılmasına inandıkça, iyi olanı bulamazlar. Shakespear, Kral Lear eserinde şöyle der; “en iyiyi bulmak sevdasıyla, iyiyi elinizden kaçırıyorsunuz” Evet, maalesef daha iyi, iyinin düşmanıdır. Bu nedenle “olumlu” düşünmek, yenilikleri keşfetmek ve çevremizde “dost” insan biriktirmek, olumlu düşünmekle başlar. Olumlu düşünürseniz, mutlu yaşayacaksınız. Mutlu olursanız, arkadaşlıkta ve saygıda mutlu olacaksınız.

Amaç mı..? Hedef mi?

havuc

Hedef mi amacımızı gerçekleştiren? Amaç mı hedefi anlamlı yapan? Aslında, her ikisi olmadan tek başına bir değer katmaz ulaşmak isteyene. İkiz kardeş gibidirler. Amaçlarımız için hedefe varmak isteriz. Hedefe ulaşmayı, onu arzu etmeyi, ona kavuşmayı, amaçlarımız motive eder ve bizi o noktaya iter. Amaç, hedefe neden ulaşmak istediğimizin cevabıdır. Amaç, hedef için anlamlıdır, hedef ise, amacın gerçekleşmesidir. Hedefimizi gerçekleştirmemiz ise, kendimizi gerçekleştirmemiz, var olmamızdır. Tüm bu Amaç-Hedef ilişkisinin ana faktörü ise, heyecandır, coşkudur. Heyecan ve coşkumuz olmasa, hedefe giden yolda önümüze çıkan engel ve zorlukları aşamayız. Gücümüzü son noktasına kadar kullanamayız. Ruhsal yıpranmalarımızı tamir edemeyiz. Ama, heyecan ve coşkumuzu da iyi yönetmemiz gerekir. “Çünkü heyecan ve coşku su buharı gibidir. Uçmasına müsaade etmediğimiz zaman güce dönüşür”. Düşüncelerimizdir hedeflerimizi var eden ama, cesaretimizdir yola çıkmamızı sağlayan. En önemlisi de, amaç ve hedeflerimize odaklanmaktır başarımızı sağlayan. Yürümek için ilk adımı atmak şarttır. “Saçımızı tararken, saçımızdan başka bir şey düşünmeyelim” İran yapımı “Cennetin Çocukları” amaçla hedef ilişkisini ve motivasyon mucizesini ne güzel anlatır. Kız ve erkek iki küçük kardeşin dramatik yaşam öyküsünde, sade ve temiz kurguyla yansıtılmış iyi bir örnektir . “O halde, amaçlarımız için, hedeflerimize ulaşalım.”

http://uemc11111.blogspot.com/


Çaresizlik son çare(mi)dir!

imagesCABMHC6T

Bir an düşünelim..,elimizdeki tüm imkanların yok olduğunu ve sadece önümüzde tek bir seçeneğimizin kaldığını. Yapabileceklerimizin sınırlı, sadece kendi bilgi, deneyim ve becerilerimizi kullanarak, bu tek seçeneği başarı ile tamamlamak olduğunu. Bu durumda bu son şansı nasıl kullanırdık? Onu başarabilmek için, ruhsal ve fiziksel gücümüzün sınırlarını ne kadar zorlardık. İşte bu çaresizlik, daha önce var olan fakat sıradanlıktan ve olağanlıktan görmezden gelerek fark etmediğimiz imkanlarımızın değerlerini görmemizi sağlar. Bize sunulan bu kıymetlerin değerini ve varlığını anlamaya olanak verir. Yaşamımız boyunca hiç zorluk çekmeden ve de hiç çaba sarf etmeden aldığımız “tek” bir nefesi, çok kısa bir an için alamadığımızı düşünelim. Ne yapardık..?Tüm benliğimizle çözüm ve çareler arardık. İşte bu çaresizlik, son çareyi aramamıza ve onu bulduğumuzda da en iyi sonucu elde etmemiz için, tüm benliğimizle ona odaklanmamıza zorlardı. Örnekleri istediğimiz gibi çoğaltabiliriz. Tek başımıza ıssız ve karlı kaplı bir ormanda, bütün teknik imkanlardan yoksun bir şekilde mahsur kaldığımızda, ne yaparız? Her yer karla kaplı, yön duygumuzu yitirmişiz ve donmak üzereyiz. İlk önceliğimiz, ısınmak ve bunun için ateş yakmak. Cebimizdeki kibrit kutusunda “son bir kibrit çöpü” var. Topladığımız çalı-çırpıyı ısınmak ve hayatta kalmak için yakmak zorundayız. Tek seçenek ve şansımız bu son kibrit çöpü. Normal zamanda hiç mi, hiç önemsemediğimiz bu kibrit çöpüne hayatta kalmamızın bağlı olduğunu bilmek…Bizim için ne kadar zor bir durum değil mi? Elimizde ki bu tek şansı doğru kullanmak için ne kadar dikkatli ve özenli, aynı zamanda bilgi, deneyim ve de becerilerimizi ilk defa öğreniyormuş gibi odaklanarak kullanmak isteriz? İşte, elimizde farkında olmadan, kıymetini bilmeyerek kullandığımız tüm fırsat ve imkanları da “son çare gibi” özenli, dikkatli ve başarma arzusu ile koruyalım. Onların avucumuzdan uçup gitmemeleri için, bir mücevher gibi kıymetini bilelim. Hayatımızı,çevremizi,işimizi ailemizi,dostlarımızı ve var olan imkanlarımızın kıymetini bilelim.Yaptığımız her işi,ilk defa yapıyormuş gibi özenle, dikkatlice, odaklanarak, yeniden bilgilenerek, kendimizi geliştirerek ve sahiplenerek yapalım.

“Böyle olduğunda, başarılı olmayız…Başarılı kalırız.”

http://uemc11111.blogspot.com/

Sen kim olduğunu zannediyorsun!

tara0007

Her gün yüzlerce kişi görürüz çevremizde. Ne görürüz, nasıl algılarız, onlarla ilişkilerimizi neye göre değerlendiririz?Saygılı, dürüst,mesafeli, önemli, önemsiz, bakımlı, bakımsız, öfkeli, stresli, neşeli, önemseyen, önemse(n)meyen…Tüm bu algılarımızı yöneten ne ?Tabii ki sensin! Senin düşüncelerin. Sen ne olduğunu düşünüyorsan o’ sun.Düşüncelerimiz, tutum ve davranışlarımızın aynasıdır.Aynaya baktığında ne görüyorsun? Ne görüyorsan o’sun.Düşüncelerimiz bizimle konuşur.., ama  aynı zamanda ve en önemlisi de çevremizle konuşur. İmajımız, kişisel algıla(n)mamızdır. İmajımızı iyi yönetebiliyor muyuz? Düşüncelerimiz, imajımıza, davranışlarımıza ve fiziksel görüntümüze yansır. Çevremiz bizi bu algıyla değerlendirir.Oluşan bu algı da, olumlu veya olumsuz olarak yine bize geri döner. “Düşüncelerini yönet, çevrende birinci sınıf ol. “Kendine değer ver, çevrende sana değer versin. Ne bekliyorsan, onu ver.

http://uemc11111.blogspot.com/

Başarı ne kadar değerli?

 imagesCA9EGA6NBaşarılı olmak mı kazanılan..? Başarılı kalmak mı başarıyı değerli kılan? Başarı kelimesinin anlam karşılığı, kazanılan, elde edilen, hedefin gerçekleşmesidir. Başarı kelimesini tek bir tanımda anlamlandırmak, sanırım bu sihirli kelimeye haksızlık olacaktır. Aslında bu “ışıltılı” kelimeyi “akıl büyütecimiz” ile yakınlaştırıp, “zihin merceğimizi” netleştirdiğimizde gerçek anlamı ortaya çıkar. Başarı ” iki” heceli muhteşem bir kelime. Birinci hece; Hedef,zirve,kazanılan,varış noktası, zafer, liderlik. İkinci hece ise; Azim, çalışkanlık, titizlik, sabır, sorumluluk, coşku, heyecan. Bu iki hece içinde barındırdığı anlamda yüceltir, parlatır kelimeyi.Peki,başarılı olmak için ne “Fedakarlık” yapıyoruz? Fedakar..;Bu kelimede iki heceli. Birinci hece;vazgeçtiklerimiz,feda ettklerimiz,terk ettiklerimizin…İkinci hece ise; Başarımızın değeri.Elde ettiğimiz başarı(lar), ikinci hece kadar değerlidir.Başarıyı içimizde hazırlar, geliştirir, olgunlaştırır, Motivasyonun gücüyle dışımızda gerçekleştiririz. Kimimiz “Başarımızla” övünürüz. Kimimiz “başkasının başarılarıyla” avunuruz.Kimimiz, “Başarısızlıklarımızla” dövünürüz. O halde, hepimiz kendi içimizde bir zaman yolcuğuna çıkalım,başarı(larıları)mıza,başarısız(lıkları)mıza bakalım ve değerlendirelim. Başarı(ları)mız ne kadar değerli?

http://uemc11111.blogspot.com/

Dilin Büyüsü: Konuşma Sanatı

dilin-buyusuİnsan neslinin gelişimi içinde, onu diğer canlılardan ayıran , bilinçliğinin en temel enstrümanıdır dil. Konuşulan kelimler zihinsel deneyimlerimiz, yazı ise, kelimelerin sembolleridir. Konuşmak, biz insanların anlaşmak için kullandığımız en etkili iletişim yoludur.Dikkat edersek, konu(ş)mak sözcüğündeki “ş” harfi beraberlik anlamını yükler sözcüğe.O halde, en etkili iletişim aracımız olan konuşmayı becerebiliyor muyuz? Kendimizi karşımızdakilere iyi anlatabilmişsek iyi konuşabiliyoruz demektir. Kelimelerin “sözlük” anlamları mıdır onları sihirli yapan..?Yoksa, kurduğumuz cümlenin içindeki yeri midir cümleliyi anlamlandıran? Asıl sihir, kelimenin cümlenin içindeki oturttulduğu yerdir. Şairler, yazarlar, talkshow ustaları, politikacılar, satış temsilcileri(eğitimli),besteciler.., tüm bunlar, başarılarını dilin büyüsüne borçludurlar.Kimse Shakespear okudu diye,Shakespear olamaz.Ama, eğitimle iyi bir konuşmacı olabilir.Shakespear’in “Jül Sezar”eserinde,Jül Sezar’ın öldürülmesinden sonra, Sezar’ın  “gerçek” dostu  Antuan’ın Kapitol önünde halka yaptığı konuşma, dilin büyüsüne çok iyi bir örnektir. Düşüncelerini “sihirli” bir dille anlatabilirse kişi karşısındakileri etkiler. Sözcüklerimize yüksek duygu yüklenmiş, heyecanı ve bütün hisleri coşturan, harekete geçiren bir dil kullanılmalıdır. Bu “sihirli” gücü kelimeler aracılığı ile nasıl kullandığımız önem kazandırır bize ve karşımızdakilere. Kelimeler aracılığıyla herhangi birini dünyanın en mutlu, en mutsuz,en kederli, en kızgın insanı yapabiliriz. Zihinsel dünya “algı” modelimiz olan dil, aynı zamanda algıla(n)ma etkisi de yaratır. Bu nedenle üzerinde önemle durulması ve mutlaka eğitimle geliştirilmesi gerekir.

http://uemc11111.blogspot.com/

Yaşamımızdaki Koçlar

10-midlife-career-change-Snake-Oil-SalesmanCoaching (Koç) sözlük anlamı; Alıp götüren, taşıyan anlamına gelir. İngilizler şehirler arası otobüs taşımacılığı için kullanırlar bu sözcüğü. Ülkemizde ise, 1926 yılında ilk olarak uluslararası anlamda kullanan, Kâmil koç olmuştur. 80’li yıllardı efsane dizi “Beyaz gölge” ile  öğrendik Koç’un ne olduğunu. Bu buluşma aynı zamanda Koç tanımı ile tanışmamızın sebebi olmuştu. Efsane Coach Reevers ve öğrencileri bize basketbolu sevdirmişlerdi. Son yıllarda Koç tanımı yaşamımızın içinde fazlasıyla yer almaya başladı.

Yaşam Koçu, Oyuncu Koçu, Beslenme Koçu, Nefes Koçu, İlişki Koçu, Spritüel Koç, Ses Koçu, “Falan Koçu”, “Filan Koçu”, Koç, Koç, Koç…..seç beğen al.
Eskiden sorunlarımızı paylaştığımız“gerçek” dostlar ve dostlarımız vardı .Hepimiz,hangimizin sorunu varsa,çözmek için tecrübelerimizi,bilgilerimizi paylaşır, sevgimizi katardık dostluğumuza. Eğer ilerlemiş psikolojik bir durum varsa, bu işin yıllarca eğitimini almış Psikologlar devreye girerdi.Dostlarımıza ne oldu..?Bunun adı sosyal yansızlık mı?Koçun dostla değişimi, nasıl oldu? Gerçekte kime ihtiyacımız var?Dostta mı..?Koça mı?Aralarındaki fark Koçun bizi sadece müşteri olarak görmesi mi?

Dün, Bugün, Yarın…

Yaşamımızı planlarımızı, programlarımızı yönlendiren zaman göstergesi takvim,yedi gün olarak belirlenmiştir. Bu yaşamımız boyunca süren bir devamlılıktır. Gerçekte hayatımızda isimleri belirlenmiş yedi gün mü var?
Öyle gözükse de, gerçekte üç gün vardır hayatımızda ve biz bu üç günü yaşarız tüm yaşamımızda.
“Dün, Bugün, Yarın” İşte bu üç gün içinde yaşıyoruz, üzüntülerimizi, sevinçlerimizi,coşkularımızı, başarımızı,başarısızlığımızı.Önemli olan, dünün deneyimi ile bugünü, bugünün gelişimi ile de yarını hazırlamaktır.Deneyimlerimizden ders çıkarıp, gelişimimiz için (b)ilgiyi hayatımıza katarsak başarılı oluruz.Oysa ne kadar çok severiz geçmiş başarılarımızla övünmeyi! Dünün başarılarıyla övünüp, çıpamızı dünde takılı tutarsak,sadece anla(şıl)madığından sızlanan ama gelişmek ve değişmek için gereken (b)ilgiyi al(a)mayan homurdanan biri oluruz. Etrafımızda oluşturduğumuz kurşun askerlerden medet ummaya çalışırız. Oysa onlar, bizi uyarmak için değil, onaylamak için oluşturulmuşlardır.
“Bugünkü aklım olsaydı…” dün için hep bu deyimi kullanırız. Âmâ, yarın aynı sözleri bugün için kullanmayacak mıyız? İnsan sürekli gelişen, tekâmül eden bir varlıktır ve öyle olmalıdır.